10-07-2010, 03:44 PM
Kucağınıza aldığınız bebeğinizin engelli olduğunuzu öğrendiniz. Ancak bu hazırlıksız dönemi nasıl atlatacağınızı bilmiyor musunuz...
Doğum yaklaştı. Heyacanlısınız. Ve beklenen minik konuk dünyaya geldi. Bebeğinizi kucağınıza alırken engelli çocuk olarak dünyaya geldiğini öğrendiniz. Ne yapardınız.
Özel eğitim uzmanı Sema Yıldız, engelli çocuk sahibi olduğunu öğrenenen anne ve babaların bu süreci nasıl atlatacılarına ilişkin çarpıcı uyarılarda bulundu:
İşte o uyarılar:
Araştırmalara göre, engelli çocuk sahibi ailelerin profili dikkat çekici. Ailelerin yüzde 37.8’i kendilerini ‘suçlu’ hissediyor, yüzde 79,7’si ‘psikolojik sorun’ yaşıyor.
Önemli bir kısmında eşler arasında tartışmalar yayanıyor. En büyük tramvayı anne yaşıyor. Ve anne önce kendisini suçlamaya başlıyor.
Çocuğunuz down sendromlu ya da otistik ya da fiziksel özürlü olarak dünyaya gelmiş olmasını bu sorularla geçirmemek gerekir. Bu dönemi ‘neden ben’, ‘ne suç işledim’ gibi suçluluk duygularından uzaklaşarak atlatabilirsiniz.
Gerekirse bir psikologdan yardım alın. Durumu kabullenin ve bebeğinizi bağrınıza basın.
Çocuğunuzdan yapabileceklerinden fazlasını istememeliyiz. Doğrusu, çocuğumuzu, yapabildikleriyle değerlendirmek.
Gösterdiği gelişmelerden mutlu olduğunuzu ona sık sık hissettirin. Çocuğunuzu sık sık motive edin.
Çevrenizdekilerin ‘ çocuğunuz engelli mi’, ‘nasıl oldu’, Allah sabır versin’ gibi tepkilere kulak asmayın. Bu nedenle çocuğunuzu çevreden soyutlamayın.
Doğrusu, kimseye açıklama yapmadan çocuğunuzun bir an önce gerçek hayatın içine katılması.
Çocuğunu aşırı koruma duygusu onun size bağımlı olmasına neden olur. İleride bu şekilde korunan çocuklar yapmaları gereken işleri tek başına yapamaz hale gelirler.
Özürlü çocuğunuza eğitim verecek merkezlere müracat edebilirsiniz. Maddi durumunuz yeterli değilse Milli Eğitim Bakanlığı’nın anlaşma yaptığı rehberlik araştırma merkezlerine müracat edebilirsiniz. Bu servisten çocuğunuzu özürlü olduğuna ilişkin eğitim raporuyla 1 yıl boyunca ücretsiz destek alabilirsiniz. .
Her isteğini yerine getirmeyin, her davranışıyla aşırı ilgilenmeyin. Özetle aşırı korumacı olmayın.
Doğru yaptıklarını destekleyin.En önemlisi tek başına kendini keşfetmesine izin verin.
Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Dr. Şeref Özer, zihinsel veya bedensel engelli çocuğa sahip annelerde, bedensel yakınmalar, depresyon ve anksiyete bozukluğu, alkol bağımlılığı gibi ruhsal bozuklukların daha sık görüldüğünü vurguladı.
Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Dr. Şeref Özer, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü nedeniyle, engelliliğin, “Doğuştan veya sonradan herhangi bir hastalık veya kaza sonucu bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yetilerini çeşitli derecelerde kaybetmiş, normal yaşamın gereklerine uyamama” olarak tanımlandığını söyledi.
Haberin devamı
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, gelişmiş ülkelerde nüfusun yüzde 10’unun, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 12’sinin engellilerden oluştuğunu kaydeden Özer, “Buna göre dünyada yaklaşık 500 milyon engelli bulunmaktadır. Avrupa’da fiziksel ve zihinsel engelli sayısı 46 milyondur” dedi.
Özer, Türkiye’de Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından 2002’de gerçekleştirilen Türkiye Engelliler Araştırması verilerine göre, engelli nüfusun toplam nüfusa oranının yüzde 12.29 olarak saptandığını bildirdi.
“ENGELLİLERİN ANNELERİ DEPRESYONA DAHA YATKIN”
Engelliliğin, sadece bu sorunu yaşayan kişiyi değil, ailesini ve yakın çevresini de ekonomik, sosyal ve psikolojik olarak etkilediğine işaret eden Özer, “Araştırmalar, zihinsel veya bedensel engelli çocuğa sahip anne-babaların, özellikle annelerin, engelli çocuğa sahip olmayan anne-babalara göre daha çok stres altında olduklarını ve anksiyete düzeylerinin daha yüksek olduğunu göstermiştir. Zihinsel veya bedensel engelli çocuğa sahip annelerde bedensel yakınmalar, depresyon ve anksiyete bozukluğu, alkol bağımlılığı gibi ruhsal bozukluklar daha sık görülmektedir” diye konuştu.
Özer, engelliliğe neden olan genetik etkenler, akraba evliliği, gebelik sırasında yaşanan ilaç kullanımı, radyasyon, alkol ve madde kullanımı gibi sorunların tümünün önlenebilir olduğunu söyledi.
“YOKSULLUK DOĞRUDAN ETKİLİ”
Yapılan çalışmalarda engelliliğin yaygınlaşmasında “yoksulluğun doğrudan etkili olduğunun” belirlendiğini ifade eden Şeref Özer, şöyle devam etti:
“Yoksulluk, engelliliğin hem nedeni hem de sonucudur. Yapılan araştırmalar, dünyanın her yerinde engellilerin çok büyük çoğunluğunun toplumun yoksul kesimlerinden geldiğini göstermiştir. Engellilik işsizliğe de yol açarak, bireylerin toplumsal yaşamla bütünleşmesini ve kendine yeterliğini sağlamasını engellemektedir.
Engellilerin iş gücüne katılmaları ile ilgili verilere bakıldığında, yaklaşık yüzde 80’inin iş gücüne dahil olmadığı, yaşamlarını sürdürmek için başkalarının desteğine muhtaç oldukları ancak yüzde 19’unun çalışarak kendi geçimlerini sağlayabilir durumda olduğu görülmektedir.
Engelliler, özellikle toplumun kendisine yönelik olumsuz tutumdan dolayı içe kapanma, işe yaramama, yetersizlik duygusu, güvensizlik, endişe, korku, ümitsizlik gibi duygular yaşayabilirler. Etkinliklere katılmama, çekingenlik, yalnız kalma eğilimi gösterebilirler.”
YASAL DÜZENLEMELER
Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Dr. Özer, Türkiye’de yasal düzenlemelerle, engelliliğin önlenmesi, engellilerin sağlık, eğitim, rehabilitasyon, istihdam, bakım ve sosyal güvenliğine ilişkin sorunlarının çözümüne ilişkin tedbirlerin alındığını ancak bunların yetersiz olduğunu savundu.
Özer, “Yasal düzenlemelerin yaşama geçirilebilmesi için gerekli mali kaynak, mali kaynakların dağılımı, yasal düzenlemelerin sağladığı haklara ulaşım ve bu alanda hizmet verenlerin sayı ve nitelik açısından yeterliliği konusunda önemli sorunlar bulunmaktadır” dedi.
Gerek kamu gerekse özel binaların çoğunda, giriş, merdiven ve asansörlerin, toplu taşıma araçlarının, yol, üst geçit ve kaldırımların bedensel engellilerin yaşamını kolaylaştıracak düzenlemelerden yoksun olduğuna dikkati çeken Özer, “Engellilerin insani koşullarda ve ayrımcılığa maruz kalmadıkları bir yaşama ulaşmalarını sağlamak için geliştirilmiş yasal düzenlemeler ve yasal düzenlemelere uygun kurumsal yapılar en kısa zamanda oluşturulmalıdır. Sosyal politikalar geliştirilerek, kamusal bir hizmet olarak yaşama geçirilmeli ve bu alana daha fazla bütçe ayrılmalıdır” diye konuştu.
Anne olmak zor iş hele bir de engelli annesi iseniz bu çok daha zor bir iş olduğundan bu annelerin depresyona daha yatkın olması gayet normal,Allah onlara sabır versin...
türkforum
Doğum yaklaştı. Heyacanlısınız. Ve beklenen minik konuk dünyaya geldi. Bebeğinizi kucağınıza alırken engelli çocuk olarak dünyaya geldiğini öğrendiniz. Ne yapardınız.
Özel eğitim uzmanı Sema Yıldız, engelli çocuk sahibi olduğunu öğrenenen anne ve babaların bu süreci nasıl atlatacılarına ilişkin çarpıcı uyarılarda bulundu:
İşte o uyarılar:
Araştırmalara göre, engelli çocuk sahibi ailelerin profili dikkat çekici. Ailelerin yüzde 37.8’i kendilerini ‘suçlu’ hissediyor, yüzde 79,7’si ‘psikolojik sorun’ yaşıyor.
Önemli bir kısmında eşler arasında tartışmalar yayanıyor. En büyük tramvayı anne yaşıyor. Ve anne önce kendisini suçlamaya başlıyor.
Çocuğunuz down sendromlu ya da otistik ya da fiziksel özürlü olarak dünyaya gelmiş olmasını bu sorularla geçirmemek gerekir. Bu dönemi ‘neden ben’, ‘ne suç işledim’ gibi suçluluk duygularından uzaklaşarak atlatabilirsiniz.
Gerekirse bir psikologdan yardım alın. Durumu kabullenin ve bebeğinizi bağrınıza basın.
Çocuğunuzdan yapabileceklerinden fazlasını istememeliyiz. Doğrusu, çocuğumuzu, yapabildikleriyle değerlendirmek.
Gösterdiği gelişmelerden mutlu olduğunuzu ona sık sık hissettirin. Çocuğunuzu sık sık motive edin.
Çevrenizdekilerin ‘ çocuğunuz engelli mi’, ‘nasıl oldu’, Allah sabır versin’ gibi tepkilere kulak asmayın. Bu nedenle çocuğunuzu çevreden soyutlamayın.
Doğrusu, kimseye açıklama yapmadan çocuğunuzun bir an önce gerçek hayatın içine katılması.
Çocuğunu aşırı koruma duygusu onun size bağımlı olmasına neden olur. İleride bu şekilde korunan çocuklar yapmaları gereken işleri tek başına yapamaz hale gelirler.
Özürlü çocuğunuza eğitim verecek merkezlere müracat edebilirsiniz. Maddi durumunuz yeterli değilse Milli Eğitim Bakanlığı’nın anlaşma yaptığı rehberlik araştırma merkezlerine müracat edebilirsiniz. Bu servisten çocuğunuzu özürlü olduğuna ilişkin eğitim raporuyla 1 yıl boyunca ücretsiz destek alabilirsiniz. .
Her isteğini yerine getirmeyin, her davranışıyla aşırı ilgilenmeyin. Özetle aşırı korumacı olmayın.
Doğru yaptıklarını destekleyin.En önemlisi tek başına kendini keşfetmesine izin verin.
Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Dr. Şeref Özer, zihinsel veya bedensel engelli çocuğa sahip annelerde, bedensel yakınmalar, depresyon ve anksiyete bozukluğu, alkol bağımlılığı gibi ruhsal bozuklukların daha sık görüldüğünü vurguladı.
Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Dr. Şeref Özer, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü nedeniyle, engelliliğin, “Doğuştan veya sonradan herhangi bir hastalık veya kaza sonucu bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yetilerini çeşitli derecelerde kaybetmiş, normal yaşamın gereklerine uyamama” olarak tanımlandığını söyledi.
Haberin devamı
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, gelişmiş ülkelerde nüfusun yüzde 10’unun, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 12’sinin engellilerden oluştuğunu kaydeden Özer, “Buna göre dünyada yaklaşık 500 milyon engelli bulunmaktadır. Avrupa’da fiziksel ve zihinsel engelli sayısı 46 milyondur” dedi.
Özer, Türkiye’de Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından 2002’de gerçekleştirilen Türkiye Engelliler Araştırması verilerine göre, engelli nüfusun toplam nüfusa oranının yüzde 12.29 olarak saptandığını bildirdi.
“ENGELLİLERİN ANNELERİ DEPRESYONA DAHA YATKIN”
Engelliliğin, sadece bu sorunu yaşayan kişiyi değil, ailesini ve yakın çevresini de ekonomik, sosyal ve psikolojik olarak etkilediğine işaret eden Özer, “Araştırmalar, zihinsel veya bedensel engelli çocuğa sahip anne-babaların, özellikle annelerin, engelli çocuğa sahip olmayan anne-babalara göre daha çok stres altında olduklarını ve anksiyete düzeylerinin daha yüksek olduğunu göstermiştir. Zihinsel veya bedensel engelli çocuğa sahip annelerde bedensel yakınmalar, depresyon ve anksiyete bozukluğu, alkol bağımlılığı gibi ruhsal bozukluklar daha sık görülmektedir” diye konuştu.
Özer, engelliliğe neden olan genetik etkenler, akraba evliliği, gebelik sırasında yaşanan ilaç kullanımı, radyasyon, alkol ve madde kullanımı gibi sorunların tümünün önlenebilir olduğunu söyledi.
“YOKSULLUK DOĞRUDAN ETKİLİ”
Yapılan çalışmalarda engelliliğin yaygınlaşmasında “yoksulluğun doğrudan etkili olduğunun” belirlendiğini ifade eden Şeref Özer, şöyle devam etti:
“Yoksulluk, engelliliğin hem nedeni hem de sonucudur. Yapılan araştırmalar, dünyanın her yerinde engellilerin çok büyük çoğunluğunun toplumun yoksul kesimlerinden geldiğini göstermiştir. Engellilik işsizliğe de yol açarak, bireylerin toplumsal yaşamla bütünleşmesini ve kendine yeterliğini sağlamasını engellemektedir.
Engellilerin iş gücüne katılmaları ile ilgili verilere bakıldığında, yaklaşık yüzde 80’inin iş gücüne dahil olmadığı, yaşamlarını sürdürmek için başkalarının desteğine muhtaç oldukları ancak yüzde 19’unun çalışarak kendi geçimlerini sağlayabilir durumda olduğu görülmektedir.
Engelliler, özellikle toplumun kendisine yönelik olumsuz tutumdan dolayı içe kapanma, işe yaramama, yetersizlik duygusu, güvensizlik, endişe, korku, ümitsizlik gibi duygular yaşayabilirler. Etkinliklere katılmama, çekingenlik, yalnız kalma eğilimi gösterebilirler.”
YASAL DÜZENLEMELER
Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Dr. Özer, Türkiye’de yasal düzenlemelerle, engelliliğin önlenmesi, engellilerin sağlık, eğitim, rehabilitasyon, istihdam, bakım ve sosyal güvenliğine ilişkin sorunlarının çözümüne ilişkin tedbirlerin alındığını ancak bunların yetersiz olduğunu savundu.
Özer, “Yasal düzenlemelerin yaşama geçirilebilmesi için gerekli mali kaynak, mali kaynakların dağılımı, yasal düzenlemelerin sağladığı haklara ulaşım ve bu alanda hizmet verenlerin sayı ve nitelik açısından yeterliliği konusunda önemli sorunlar bulunmaktadır” dedi.
Gerek kamu gerekse özel binaların çoğunda, giriş, merdiven ve asansörlerin, toplu taşıma araçlarının, yol, üst geçit ve kaldırımların bedensel engellilerin yaşamını kolaylaştıracak düzenlemelerden yoksun olduğuna dikkati çeken Özer, “Engellilerin insani koşullarda ve ayrımcılığa maruz kalmadıkları bir yaşama ulaşmalarını sağlamak için geliştirilmiş yasal düzenlemeler ve yasal düzenlemelere uygun kurumsal yapılar en kısa zamanda oluşturulmalıdır. Sosyal politikalar geliştirilerek, kamusal bir hizmet olarak yaşama geçirilmeli ve bu alana daha fazla bütçe ayrılmalıdır” diye konuştu.
Anne olmak zor iş hele bir de engelli annesi iseniz bu çok daha zor bir iş olduğundan bu annelerin depresyona daha yatkın olması gayet normal,Allah onlara sabır versin...
türkforum